|
Abdullah KARADUMAN Kimdir?
|
Kısaca anlatmak gerek aslında hayat hikâyelerini. Çoğu birbirine benzer ama herkesin ayrı bir hikâyesi de yok değildir. 1970 yılında Tarsus’ta doğmuşum. Ailemin 2. çocuğuyum. Bir büyük 3 te küçük kardeşim var. Bir Pazar günü idi hiç unutmuyorum. Mersin’ e geldiğimizde yağmur yağıyordu. Annem bizi bıraktığında televizyon odasında idik ve büyük bir kalabalık televizyon seyrediyordu. Annem idare ile ilgili işini bitirdiğinde yanımıza geldi ve Pazartesi günü tekrar geleceğini, şimdi gitmek zorumda olduğunu söyledi. Nüfus cüzdanlarımızı unutmuştu. Gitti, giderken de arkasından baka kaldık hiçbir şey söyleyemeden. O gece bizi yatacağımız yerlere götürdüler. Her birimiz farklı odalarda idik. Ağabeyim 13 ben 12 küçüklerim de 11 ve 10 yaşında. Ne yaparlar tek başlarına daha küçükler. Aynı odada kalmıyorduk ama yakındık. Ben o gece çok ağladım. Yola bakıp bakıp ağladım. Yastığım göl oldu. Sessiz sessiz ağladım.
Pazartesi okula gitmedik
çünkü kaydımız yapılmamıştı.
Salı günü yazıldım okula ve Salı gününü hep sevdim. Öğretmen sınıfa yeni gelen bir arkadaşınız var tanışalım dediğinde kalktım ayağa. Baban ne iş yapıyor dediğinde başladım ağlamaya. Ve bana ne zaman sorulsa hep ağlardım. O yüzden pek sormazlardı. Sonradan sonraya alıştım yokluğuna ve yurtta kaldığımı söylemeye. Ama çok zaman geçti. Sosyal bilgiler öğretmenim beni yazlıklarına yaylaya götürdü. İzin alırdı yurttan ve beni evine götürüp ders çalıştırırdı. Onu hep sevdim halâ da seviyorum. Yurt hayatım 21 yaşıma kadar sürdü. Bu zaman içerisinde çok iyi günlerim oldu. Geziler ve kamplar çok güzel geçerdi. Hiç unutamadığım ve ilk öğrendiğim şey hiçbir büyüğüne karşı gelmemek olduğudur. Daha ilk sabah kahvaltıdan önce mıntıka temizliği yapıyoruz. Bir büyüğümüz ayağının dibindeki bir çöpü bana almamı söyledi. Ben de ayağının dibinde sen al dedim. Demez olaydım. Şak bir tokat. Gittim öğretmene o da bir azar. Git abin ne diyorsa onu yap dedi. İlk ders alınmıştı. Ve büyüyene kadar karşı gelmeden toplu olarak yapılması gerekenleri yaptık. Zaten okula gidiyor oluşunuz size bazı ayrıcalıklar veriyor zamanla. Takım elbise giyiniyorsunuz, yemeği erken yiyorsunuz. Akşam etütlerde ders çalışıyorsunuz. Öğretmeninizden izin almak kaydı ile arkadaşlarınızı yurda getirip ders çalışıyor bisiklete binebiliyorsunuz. Hatta ortaokul 3. sınıfta iken hastalanmıştım ve kız arkadaşlarımız bile yatakhaneye kadar gelip geçmiş olsun demişlerdi ve bu yurtta olay olmuştu.
Üniversite yıllarım en zor yıllarımdı. Kaydım üniversitenin olduğu ildeki bir yurda nakil yapıldı. Okul ile yurt 5 saatlik mesafede. Safranbolu’da yurt, Ereğli de okul. Artık tek başınıza kalıyorsunuz. Yanınızda kimse yok. Okula kaydımı kendim yaptırdım, yurdu kendim buldum ve kaydoldum. Hiçbir öğretmen yok yanınızda. Disipline alışmış birinin birden bire boşluğa bırakılması ne zor. Oh ne rahat ama. Kimse karışmıyor, hoca yok ders çalışmıyor musun diye soran. Ama keşke olsaymış.
İyi ki yırtmışlar. Okulda iken yine çalışıyorduk arkadaşlarla iş alıyorduk inşaatlarda elektrik içi yapıyor harçlık çıkartıyor hem de mesleğimizi pekiştiriyorduk. Okul bitti ve yurttan korunma kararım kalktı.
Körfez savaşına kadar işler iyi idi. Ama
savaş Mersin'i çok etkiledi. İşler bozuldu. İstanbul’a gezmeye geldim birlikte
liseyi bitirdiğimiz kardeşimin davetlisi olarak. Hazır gelmişken kardeşim de
Gölcük’te asker, onu da ziyaret ederim dedim. Tabi cep telefonu yok. Biz
arkadaşla buluşamadık. Ben geri dönerken kardeşimin yanına gittim ve Gölcük’ e
hayran kaldım. Dönüşte tekrar İstanbul’ a geldim ve buluştuk. Üç ay çalıştım. Bu arada kalmış olduğum yurtları tekrar dolaşarak form-2 mi aktif hale getirdim. Memur olabilirdim. Çünkü bir çocuğum vardı ve düzenli bir hayatımın olması gerekiyordu. Sırf bu yüzden memur olmak fikri cazip geldi. 15 yıl özel sektörde çalışmış biri olarak çok zordu belki ama kısmet. Formu hazırlayıp 3413 ten yararlanabilmek için Ankara’ya SHÇEK genel merkezine bıraktım. Haftası henüz dolmuştu ki sınav mektupları gelmeye başladı. Çoğu İstanbul dışı olduğundan gitmedim. Sonra Yıldız Teknik Üniversitesi mektubu gelince, hem İstanbul’da hem de ev,me yakın oluşu sebebi ile sınava girdim ve kazandım. Aradan geçen zamanla devletin bizler için yaptıklarını çok daha iyi anlıyor insan. Hem bakıyor, büyütüyor hem de iş vererek hem vatana millete faydalı olmanı, hem de bir düzene giren hayatını yaşamanı sağlıyor. Ne büyük bir nimet. |